Hayatlarımızı sömürgeleştiren, istismar eden, kontrol eden; bizleri disipline etmeye ve yok saymaya çalışan tüm sistemlere ve iktidarlara karşı açıkça örgütleniyoruz. Bu düzenin bize biçtiği sınırları reddediyor, korkuyu değil cesareti, dayanışmayı ve direnişi büyütüyoruz.

Bizler, Onur Haftasını ve Yürüyüşünü örgütlerken, sokakları terk etmemek için çabalayan, her yıl Onur yürüyüşünün varlığımıza dair bir kutlama olmakla birlikte, açık bir mücadele hattına dönüştürmeyi de kendisine görev biçen İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası olarak, bu yılın temasını ilan ediyoruz: AÇIK S’AÇIK.

Açığız, çünkü saklanmayı reddediyoruz.
Saçığız, çünkü düzeninizin ahlakına sığmıyoruz.
Açık saçığız, çünkü varoluşumuz sizin sınırlarınızı aşıyor, sizin sınırlarınızdan taşıyor.

Her zaman bir yolunu bulan, çatlaklardan sızan biz lubunyalar sizlere boyun eğmedik. Eğmeyeceğiz. Açılıp saçılacağız.

Cinselliklerin, cinsiyet ifadelerinin ve kimliklerin; devletten, kurumlardan, 12. cumhurbaşkanından aldığımız izinlerle değil, mücadeleyle korunacağını biliyoruz. Bu yüzden sesleniyoruz: Korkmadan, saklanmadan, boyun eğmeden yaşayan herkes bu mücadelenin bir parçasıdır. Buradan tüm herkese sesleniyoruz, LGBTİ+ mücadelesi sadece biz LGBTİ+’ların değil, Akadınların, işçi sınıfının, Alevilerin, Ermenilerin, Kürtlerin, tüm ezilen halkların mücadelesidir. LGBTİ+ mücadelesi her mücadelenin ortak savunma hatlarından biri ve bu toprakların en direngen mücadelelerinden biridir. Bu sene herkesi bu direnişin bir parçası olmaya, mücadelemizi sahiplenmeye davet ediyoruz ve bir kez daha duyuruyoruz: Birleşik mücadeleden geri durmayacağız. Ne 8 Marta gitmekten, ne Suruç katliamı anmasına gitmekten, ne cumartesi annelerinin yanında olmaktan, ne Newroz’a gitmekten, ne madımak katliamını anmaktan, ne işçi sınıfının mücadelesine omuz vermekten, ne Hrant için adalet istemekten ne Filistin’de soykırımı anmaktan, ne Roboski’yi hatırlatmaktan, ne de hayvanlar için adalet istemekten geri duracağız.

Bizleri, “genel ahlak” “ailenin korunması” “büyük aile yılı” adı altında hapsetmeye çalıştığınız çaresizlik atmosferini görüyoruz. Bu kurum politikalarına karşı, bizi hapsetmeye çalıştığınız normlardan, kapılardan, barikatlardan, parmaklıklardan taşıyoruz. Bu direnc ve bağlılıkla; bedenlerimizi, arzularımızı ve öfkemizi sokağa taşıyoruz. Yalnızca görünmek ve duyulmak için değil, bize reva gördüğünüz hayat döngüsünü sarsmak için buradayız. Yıl boyunca gücümüzü büyüten, queer ve trans bir yürüyüşü ve haftayı birlikte örgütlüyoruz.

Savaşın, soykırımın, nefretin ve inkârın yükseldiği bu çağda susmuyoruz. Faşizmin karşısında hayatta kalmakla yetinmiyoruz; boyun eğmemekte ısrar ediyoruz. AÇILIYOR, SAÇILIYORUZ.

İktidarların tahakküm araçları birbirine bağlıdır. Sınırlar, iktidar, bedenler üzerinden yeniden yeniden üretilmeye çalışılır. Sömürgecilik, kapitalizm, emperyalizm, ırkçılık, patriyarka, transfobi, homofobi, sağlamcılık, türcülük ve ekolojik yıkım ayrı ayrı değil, birlikte işler. Bu düzenin bütününe karşıyız.

LGBTİ+ kimliklerimizin savaşları meşrulaştırmak için kullanılmasına izin vermiyoruz. Pinkwashing bir özgürlük değil, kanlı bir propagandadır. Katil devletlerin meşruiyet aracı olmayacağız.

Biz, İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası olarak, dünyanın dört bir yanındaki LGBTİ+’ların direnişini sahipleniyor; sömürülen, ihlal edilen, değersizleştirilen tüm hayatlar için adalet talep ediyoruz.

Sürgünde olan, ailelerinin, arkadaşlarının, sevdiklerinin dahi cenazeleri için geri dönemeyen lubunya arkadaşlarımızı, partnerini kaybettikten sonra dahi arkadaşını kaybetmiş gibi davranan lubunya arkadaşlarımızı, kimsesizler mezarına defnetmek zorunda kaldığımız arkadaşlarımızı, bize yaşatılan hiçbir şeyi unutmadık, unutmayacağız ve açıkça söylüyoruz: Hayatlarımız biricik ve eşittir ve bunu alana kadar durmayacağız.

Yaralarımızı öfkeyle ve mücadeleyle sarmaya, yer yer korksak da, birbirimizle dayanışmaya devam edeceğiz.

LGBTİ+ varoluş mücadelemiz, ikincil değildir; bahsettiğimiz gibi her mücadelenin içinde, ortasındadır. Kimsenin bize özgürlük ya da gelecek vermesini beklemiyoruz. Özgürlüğümüzü istiyoruz, alacağız. Mücadelemiz derin yoksullukla, artan ırkçılık, göçmen düşmanlığı, homofobi, transfobi ile birlikte iyice çürüyen bu sistemde çalınan hayatlarımızı geri alma mücadelesidir. Bu bir başkaldırıdır ve başkaldırılar açık saçık olur.

Taleplerimiz pazarlık konusu değildir. LGBTİ+’ların, özellikle engelli, interseks ve transların, sağlık, barınma, ruh sağlığı ve hukuki destek hizmetlerine koşulsuz erişimi haktır. Uyum süreçlerine getirilmeye çalışılan tıbbi ve bürokratik engellere; karşımıza çıkarılan ‘genel ahlak’ ve ‘müstehcenlik’ bahaneli cezalara; gözaltı ve baskı mekanizmalarına rağmen biz LGBTİ+’lar hayatlarımız ve bedenlerimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmeyeceğiz.

“Görünürlüğümüz; en küçük kişisel ifademizden yaşama sevincimize, haksızlıklara karşı dindirilemeyecek öfkemizden sarsılmaz direnişimize kadar, her halimizle var olduğumuzun açık bir beyanıdır.”

Hayatta kalmanın ayrıcalık olmadığı, kimin hayatının değerli ve yaşanabilir olduğuna devletlerin ve patriyarkanın karar vermediği, yaşam süresinin kimlikle belirlenmediği bir dünya istiyoruz. Seks işçiliğinin kriminalize edilmediği, emeğin sömürülmediği, LGBTİ+’ların özgürce yaşayacağı ve yaşlanacağı, yas tutma hakkımızın dahi kontrol edilmeye çalışılmadığı bir dünya istiyoruz.

Bazıları buna ütopya diyor. Biz kaçınılmaz diyoruz.
İzin istemiyoruz.
Uyum sağlamıyoruz.
Geri çekilmiyoruz.

Kaybettiğimiz mücadele arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor; bu coğrafyayı terk etmek durumunda kalan nedensiz göçemediklerini bildiğimiz, gözleri kulakları bizlerde olan tüm lubunya dostlarımızı özlemle selamlıyoruz. Elbet bir gün buluşacağız!

Hayatlarımızı sömürgeleştiren, istismar eden, kontrol eden; bizleri disipline etmeye ve yok saymaya çalışan tüm sistemlere ve iktidarlara karşı açıkça örgütleniyoruz. Bu düzenin bize biçtiği sınırları reddediyor, korkuyu değil cesareti, dayanışmayı ve direnişi büyütüyoruz.

Bizler, Onur Haftasını ve Yürüyüşünü örgütlerken, sokakları terk etmemek için çabalayan, her yıl Onur yürüyüşünün varlığımıza dair bir kutlama olmakla birlikte, açık bir mücadele hattına dönüştürmeyi de kendisine görev biçen İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası olarak, bu yılın temasını ilan ediyoruz: AÇIK S’AÇIK.

Açığız, çünkü saklanmayı reddediyoruz.
Saçığız, çünkü düzeninizin ahlakına sığmıyoruz.
Açık saçığız, çünkü varoluşumuz sizin sınırlarınızı aşıyor, sizin sınırlarınızdan taşıyor.

Her zaman bir yolunu bulan, çatlaklardan sızan biz lubunyalar sizlere boyun eğmedik. Eğmeyeceğiz. Açılıp saçılacağız.

Cinselliklerin, cinsiyet ifadelerinin ve kimliklerin; devletten, kurumlardan, 12. cumhurbaşkanından aldığımız izinlerle değil, mücadeleyle korunacağını biliyoruz. Bu yüzden sesleniyoruz: Korkmadan, saklanmadan, boyun eğmeden yaşayan herkes bu mücadelenin bir parçasıdır. Buradan tüm herkese sesleniyoruz, LGBTİ+ mücadelesi sadece biz LGBTİ+’ların değil, Akadınların, işçi sınıfının, Alevilerin, Ermenilerin, Kürtlerin, tüm ezilen halkların mücadelesidir. LGBTİ+ mücadelesi her mücadelenin ortak savunma hatlarından biri ve bu toprakların en direngen mücadelelerinden biridir. Bu sene herkesi bu direnişin bir parçası olmaya, mücadelemizi sahiplenmeye davet ediyoruz ve bir kez daha duyuruyoruz: Birleşik mücadeleden geri durmayacağız. Ne 8 Marta gitmekten, ne Suruç katliamı anmasına gitmekten, ne cumartesi annelerinin yanında olmaktan, ne Newroz’a gitmekten, ne madımak katliamını anmaktan, ne işçi sınıfının mücadelesine omuz vermekten, ne Hrant için adalet istemekten ne Filistin’de soykırımı anmaktan, ne Roboski’yi hatırlatmaktan, ne de hayvanlar için adalet istemekten geri duracağız.

Bizleri, “genel ahlak” “ailenin korunması” “büyük aile yılı” adı altında hapsetmeye çalıştığınız çaresizlik atmosferini görüyoruz. Bu kurum politikalarına karşı, bizi hapsetmeye çalıştığınız normlardan, kapılardan, barikatlardan, parmaklıklardan taşıyoruz. Bu direnc ve bağlılıkla; bedenlerimizi, arzularımızı ve öfkemizi sokağa taşıyoruz. Yalnızca görünmek ve duyulmak için değil, bize reva gördüğünüz hayat döngüsünü sarsmak için buradayız. Yıl boyunca gücümüzü büyüten, queer ve trans bir yürüyüşü ve haftayı birlikte örgütlüyoruz.

Savaşın, soykırımın, nefretin ve inkârın yükseldiği bu çağda susmuyoruz. Faşizmin karşısında hayatta kalmakla yetinmiyoruz; boyun eğmemekte ısrar ediyoruz. AÇILIYOR, SAÇILIYORUZ.

İktidarların tahakküm araçları birbirine bağlıdır. Sınırlar, iktidar, bedenler üzerinden yeniden yeniden üretilmeye çalışılır. Sömürgecilik, kapitalizm, emperyalizm, ırkçılık, patriyarka, transfobi, homofobi, sağlamcılık, türcülük ve ekolojik yıkım ayrı ayrı değil, birlikte işler. Bu düzenin bütününe karşıyız.

LGBTİ+ kimliklerimizin savaşları meşrulaştırmak için kullanılmasına izin vermiyoruz. Pinkwashing bir özgürlük değil, kanlı bir propagandadır. Katil devletlerin meşruiyet aracı olmayacağız.

Biz, İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası olarak, dünyanın dört bir yanındaki LGBTİ+’ların direnişini sahipleniyor; sömürülen, ihlal edilen, değersizleştirilen tüm hayatlar için adalet talep ediyoruz.

Sürgünde olan, ailelerinin, arkadaşlarının, sevdiklerinin dahi cenazeleri için geri dönemeyen lubunya arkadaşlarımızı, partnerini kaybettikten sonra dahi arkadaşını kaybetmiş gibi davranan lubunya arkadaşlarımızı, kimsesizler mezarına defnetmek zorunda kaldığımız arkadaşlarımızı, bize yaşatılan hiçbir şeyi unutmadık, unutmayacağız ve açıkça söylüyoruz: Hayatlarımız biricik ve eşittir ve bunu alana kadar durmayacağız.

Yaralarımızı öfkeyle ve mücadeleyle sarmaya, yer yer korksak da, birbirimizle dayanışmaya devam edeceğiz.

LGBTİ+ varoluş mücadelemiz, ikincil değildir; bahsettiğimiz gibi her mücadelenin içinde, ortasındadır. Kimsenin bize özgürlük ya da gelecek vermesini beklemiyoruz. Özgürlüğümüzü istiyoruz, alacağız. Mücadelemiz derin yoksullukla, artan ırkçılık, göçmen düşmanlığı, homofobi, transfobi ile birlikte iyice çürüyen bu sistemde çalınan hayatlarımızı geri alma mücadelesidir. Bu bir başkaldırıdır ve başkaldırılar açık saçık olur.

Taleplerimiz pazarlık konusu değildir. LGBTİ+’ların, özellikle engelli, interseks ve transların, sağlık, barınma, ruh sağlığı ve hukuki destek hizmetlerine koşulsuz erişimi haktır. Uyum süreçlerine getirilmeye çalışılan tıbbi ve bürokratik engellere; karşımıza çıkarılan ‘genel ahlak’ ve ‘müstehcenlik’ bahaneli cezalara; gözaltı ve baskı mekanizmalarına rağmen biz LGBTİ+’lar hayatlarımız ve bedenlerimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmeyeceğiz.

“Görünürlüğümüz; en küçük kişisel ifademizden yaşama sevincimize, haksızlıklara karşı dindirilemeyecek öfkemizden sarsılmaz direnişimize kadar, her halimizle var olduğumuzun açık bir beyanıdır.”

Hayatta kalmanın ayrıcalık olmadığı, kimin hayatının değerli ve yaşanabilir olduğuna devletlerin ve patriyarkanın karar vermediği, yaşam süresinin kimlikle belirlenmediği bir dünya istiyoruz. Seks işçiliğinin kriminalize edilmediği, emeğin sömürülmediği, LGBTİ+’ların özgürce yaşayacağı ve yaşlanacağı, yas tutma hakkımızın dahi kontrol edilmeye çalışılmadığı bir dünya istiyoruz.

Bazıları buna ütopya diyor. Biz kaçınılmaz diyoruz.
İzin istemiyoruz.
Uyum sağlamıyoruz.
Geri çekilmiyoruz.

Kaybettiğimiz mücadele arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor; bu coğrafyayı terk etmek durumunda kalan nedensiz göçemediklerini bildiğimiz, gözleri kulakları bizlerde olan tüm lubunya dostlarımızı özlemle selamlıyoruz. Elbet bir gün buluşacağız!